Mevsimlerin döngüsü, gezegenlerin ve magmanın hareketi, sarnıçlarda biriken tortular, iklim yıkımının hızlandırdığı felaketler, barajların su kapasitesi... Hepsi suyun geçmiş ve gelecek katmanlarını taşır; hafıza ve olası gelecekler burada birleşir.
Suyun değişken ilişkiselliğini keşfetmek ve suyla hâkim dünya görüşlerinin dışında ilgilenenlerin kullandığı kavramları bulmak merakıyla başladığımız çalışma, suyun ana faile dönüştüğü, tüm kavramların suyu taşıdığı ya da su yolunda bir araya geldiği bir kozmolojiye evrildi. Bu kozmoloji, Salt Beyoğlu ile ODTÜ Kampüsü ve Eymir Gölü çevresindeki alan araştırmaları, gündelik hayat, yerel deyişler, kişisel ya da toplumsal hikâyeler, ana akımda yer bul(a)mayan sözlükler, kaynaklar üzerine temellendi.
Kozmolojiyi “su yapıları/taşıyıcıları”, “su sözleri/deyişleri/eylemleri”, “su coğrafyaları”, “su hâlleri”, “su müşterekleri”, “suyun insanlaştırılması” ve “su belleği/zamanları” düğüm-kavramları etrafında toparladık. Bu düğüm-kavramlar, sözcükleri/kavramları kategorilere ayırarak bir anlam hiyerarşisi oluşturmak amacıyla değil; anlamak ve bilmekle ilgili geliştiregeldiğimiz yaklaşımı sorgulamak niyetiyle (başlarda sezgisel olarak) ortaya çıktı. Düğüm-kavramlar sözcüklerin komşuluklarını, birbirleriyle ilişkilendikleri yolları takip edebilmeye yarayan, açık, sorgulanabilir ve değiştirilebilir/dönüştürülebilir bir izlek olarak okunabilir. Eklemeler, eksiltmeler yapılabilir. Kozmolojideki sözcükler birden fazla düğüm-kavramı işaret edebilir ve/ya birbirleriyle farklı düğüm-kavramlar aracılığıyla ilişkilenebilir; böylece suyun bedenselliği ve onu yansıtan sözler anlam ve hayal dünyamızı şekillendirmeye devam eder.
Çalışmamız, suyu yönetmek yerine suyla yaşamaya niyetliler için bilgi üretimine yönelik bir altyapı oluşturabilir; suyun hafızasına dair parçalı ve katmanlı bir anlatı sunabilir. Ab, çur (ջուր), mayo, av, avdır, ayn, suyun coğrafyamızdaki karşılıklarından bazıları. Başlarda bu çevirilerle ilgilensek de, ilk aşamada bu tür doğrudan karşılıkları bulmak yerine suyla kurduğumuz ilişkileri açık eden kişisel ve toplumsal hikâyelere, suyun hayatın ve bedenlerin her yerinde oluşuna odaklandık. Çeviri ve dille ilgili daha detaylı çalışmaları, araştırmanın ileriki aşamalarında gündeme almayı önerdik.
İklim yıkımı, modernite, kapitalizm, mülkiyet ve sınıfsallık, suya erişim ve suya duyulan ihtiyaç gibi sorunsallar suyu anlama ve bilme yöntemlerimizi değiştirmek gerektiğini gösteriyor. Mekân ya da dil olarak tasarım, kır-kent ilişkisi, gündelik hayat, müşterekler, eşikler, disiplinin kendisini eleştirmek/eşelemek, suya dönmek, suyun hafızası üzerinden düşünmek bu anlamda yol gösterici olabilir.
Editöryel ekip olarak katılımcıların bir araya getirdiği tüm sözleri çalıştıktan sonra oluşturduğumuz düğüm-kavramları birlikte tartışarak, araştırarak, atölyenin çıkış noktasındaki amaca ve çalışmanın takip ettiği yollara göre ele alarak değerlendirdik. İlk ürettiğimiz düğüm-kavramlar yukarıda sıralananların yanı sıra su aktörleri, su ölçü ve ölçekleri, su eşikleri, su teyelleri, su dikişleri, su yamaları, su-suz(luk), suyun özgürleşmesi, suyun evcilleştirilmesi, suyun ehlileştirilmesi, suyun cinsiyetlendirilmesi oldu.
Tartıştığımız konulardan biri su aktörleriydi: Suya bakanlar, ihtimam gösterenler, suyu koruyanlar, onunla yaşayanlar ve ona emek verenler. Yani hamam ustaları, teknisyenler, göçmen işçiler, kuşlar, yosunlar gibi insan ve insan-ötesi varlıklar... Onların bakışı suyun anlamını belirler; toplumsal su coğrafyalarını yeniden kurar. Buradan hareketle hem suyun failliğini göstermenin önemine hem de suyla ilgili bilginin hiyerarşisinin eleştirisine yoğunlaştığımızdan, suyu yöneten Kemal Kurdaş, Mimar Sinan, Castelnau1 gibi aktörleri cinsiyetlendirme bölümünde ele almayı, bilgi ve pratik üzerindeki patriyarkayı epistemolojik aksa oturtmayı anlamlı bulduk. Daha sonra, insan merkezli aktörlerin su merkezli bir kozmolojideki yerini irdeleyerek cinsiyetlendirme düğüm-kavramını tamamen kaldırdık ve su merkezli aktörleri diğer düğüm-kavramlara aktardık.
Üzerinde durduğumuz bir başka mesele de suyun kadınlık, doğurganlık ve bakım imgeleriyle ilişkilendirilmesiydi. Hamam, ayazma ya da kurna gibi yapılarda bu cinsiyetlendirme daha da belirginleşir. Suyun cinsiyeti yalnızca kadınlıkla değil, bakım emeği ve görünmez toplumsal yüklerle de ilgilidir; feminist okuma bu boyutları görünür kılar. Bu yaklaşım suyu ana fail olarak ele almaya yönlendirirken cinsiyetlendirme, ehlileştirme, evcilleştirme pratikleri suyun failliğine yapmak istediğimiz vurguyu arka plana atar; suyun kaynağı, yolları ve dağılımını kontrol etme, onu tüketim nesnesi hâline getirme ya da insan için kolaylaştırma gibi mantık ve algı çerçevelerine yönlendirir. Suyu pasif bir unsur olarak algılamaya yol açacak bu bakış açıları karşısında çoğulcu eylemlilik perspektiflerine yöneldiğimizde, suyun eylemliliği ve su ile eylemliliğimiz üzerinden düşünebildiğimizi fark ettik. Bu yaklaşımla cinsiyetlendirme, özgürleştirme, ehlileştirme, evcilleştirme düğüm-kavramlarını kaldırdık; su ölçü ve ölçekleri ile su eşiklerini “su hâlleri” düğüm-kavramına, su-suz(luk) ve su aktörlerini de “su müşterekleri” ve “su coğrafyaları” düğüm-kavramlarına dâhil ettik.
Editöryel ve tasarımcı ekip arasındaki buluşmalarda çalışmanın nasıl adlandırılacağı sorusu sık sık gündeme geldi. Sözlük gibi kapsamlı, hâkim dünya görüşünün temsili ve uzantısı olan bir yaklaşım yerine, suyun evren(ler)ini anlamaya, hissetmeye, algılamaya, kavramaya yönelik bir kozmoloji (evrenbilim) yaklaşımını benimsedik. Ayrıca ilişkisel ve değişken bir varlığın, “suyun” sözlüğünü oluşturmanın zaten imkânsız olduğunu düşündük; gelişebilen, tamamlanmamış, kolektif ve çoğulcu bir formda ortaklaştık. Bir kavramın Kürtçe’de ya da başka bir dilde nasıl ifade edildiği veya neden yanlış yazıldığı, Anadolu coğrafyasındaki farklı dillerin temsili, yansımalar ve sözcük gibi kabul edilen sesler, sözcüklerin kültürel hegemonya ile ilişkisi, kavramların algılayışımızı ve anlayışımızı belirlemesi gibi çetrefilli soruları çalışma için hem bir imkân hem de kısıt olarak kabul ettik. Bir araya geldiğimizde lisan ve disiplin anlamında farklı diller konuştuğumuzdan her zaman birbirimizi anla(ya)mayacak olmamız da bir başka kısıttı. Çeviri ve dille ilgili daha detaylı çalışmaları, araştırmanın sonraki aşamalarında ele alma niyeti ve isteği ise baki.
Kozmolojiye dair yaklaşımımızı tartışmaya devam ederken şu soruları okuyucuya da yöneltmek isteriz: “Su” sözcüğünün farklı dillerdeki karşılıkları bizi nasıl kozmolojilere yönlendirir? Suyu insansız düşünebilir miyiz? Kozmolojiyi bellekten ayrı düşünebilir miyiz?