Dalgalı ve kırılgan bir alanda, değişen varışlar ve geciken dönüşler arasında çeviri, yüzeyde parıldayıp derinliklerde titreşen ve her yaklaşımda yeniden şekillenen bir ışıltının peşinde, bir tür kovalamacaya dönüşür. Bu dinamiği, Ovidius’un yanılsama, dönüşüm ve suyun yansıtıcı yüzeyinden filizlenen “Ekho ile Narkissos” miti kadar etkileyici biçimde yakalayan pek az hikâye vardır. Jhumpa Lahiri, “In Praise of Echo” [Ekho’ya Övgü] başlıklı denemesinde bu miti çeviri bağlamında ele alır ve Ekho ile Narkissos’u çevirmenin bölünmüş benliğindeki ikiz figürler olarak konumlandırır. Ekho, başkalarının seslerine bağlı, yalnızca tekrarlamaya değil, başka bir dilde anlamı yeniden kurmaya da mahkûm, dikkatli dinleyici-çevirmen figürüdür. Narkissos ise metnin durgun yüzeyinde kendi yansımasına kapılmış, yanılsamayı özle, kökeni özgünlükle karıştıran çaylak yazar-çevirmen olarak karşımıza çıkar. Bu okumada çeviri, hem “başka sözcüklerle kurulmuş bir metnin akustik ve görsel yansıması”nın hem de onun yankısının birbirine karıştığı, ayrılmaz ve durmaksızın değişen akışkan bir aynaya dönüşür.1
Ekho ile Narkissos efsanesi acı bir ayrılık ve kayboluşla biterken, klasik bir Çin anlatısında daha şefkatli bir karşı akıntı belirir. Genç bir adam, bir derenin üzerinde sürüklenen bir hurma yaprağı bulur; üzerinde bir kadının el yazısıyla yazdığı bir şiir vardır. Adam, kadını hiç görmemiş olsa da ona âşık olur. Bu sefer bir yüz değil, suyun taşıdığı bir izdir onu etkileyen. Karşılık olarak aynı kafiyelerle bir şiir yazar ve onu dere başına bırakır; kendi yapamadığını akıntının yapacağına güvenerek. Yıllar sonra, imparatorluk buyruğuyla saraydan bir cariye serbest bırakılır ve adamla evlendirilir. Adam nihayet yaprağın hikâyesini anlattığında kadın ağlar. Çünkü şiiri yazan da karşılığında adamı bulan da odur. İkisi de kime ait olduğunu bilmeden birbirlerinin sözlerini saklamıştır.2 İki dize, aslıyla çevirisi gibi, zamanla ve sular boyunca ayrı ayrı yol almış; sonunda karşılıklı tanıma anında yeniden buluşmuştur. Çeviri de, tıpkı bir yaprak gibi hasreti, gecikmeyi ve bazen beklenmedik bir varışı taşıyarak, işaretlerin akıntısında ileriye doğru süzülür.3