
Sahilde yürürken kahverengi ve beyaz tonlarda gördüğümüz, üzerine basıp geçtiğimiz, belki de hiç önemsemediğimiz deniz çayırlarının (deniz erişteleri) Ege ve Akdeniz kıyılarında ekolojik bir denge oluşturduklarını biliyor musunuz?
Binlerce yıl önce okyanusların ve Akdeniz’in mavi derinliklerinde, karadan denize doğru bir serüvene atılan deniz erişteleri, halk arasında bilinen adıyla “deniz çayırı” veya Posidonia otu, uzun ve şerit yapraklarıyla denizlerin tabanını sarıp sarmalamış; balıkların, deniz atlarının ve sayısız küçük canlının yuvası hâline gelmiştir.
Güneş ışınlarının suyun içinden süzülüp yapraklarına ulaştığı bu salınımlı ormanlar, diplerdeki erozyonu engeller ve görünmez bir hazine olan karbonu toprağın derinliklerinde saklar. Adını Zeus’un oğlu Poseidon’dan alan Posidonia otu, Ege ve Akdeniz’in sessiz bekçisidir.
Deniz erişteleri, denizin temizliğini ve Akdeniz’de yaşayan türlerin devamlılığını sağlar; dalgaların altında çeşit çeşit balıkların, yengeçlerin ve diğer deniz canlılarının yaşamını güvence altına alır. Ancak Posidonia’nın kökleri—o muhteşem rizomları—günümüzde iklim krizi, deniz kirliliği, liman inşaatları, endüstriyel ve evsel atıklar ile tekne çapaları nedeniyle zarar görmektedir. Bu durum hem hayatta kalmalarını zorlaştırmakta hem de fotosentez yapmalarını engellemektedir.
Kıyılara demirleyen dev gemiler, inşaat kumları ve trol ağlarının acımasızlığı, denizin altındaki bu ormanları parçalamaktadır. Her yıl bu yeşil yapraklı erişteler küçülmekte; Gökova’nın koylarında, Kaş’ın sularında eski krallıklar birer birer yok olmaktadır. Balıklar evsiz kalmakta, deniz atları gölgeliksiz yüzmekte; Ege ve Akdeniz’in kalbi yavaş yavaş sessizleşmektedir. Binlerce yıllık bir miras, modern dünyanın aceleciliğin de kaybolurken, yaşam enerjimiz de sanki unutulmuş bir masal gibi yok olmaktadır.