TR
EN
Spekülatif Kurgular
Sulak Alanlar
Su Gibi
Sümüklü Deniz Seferleri
İstanbul Kıyı Çizgisi Atlası
Spekülatif Kurgular
Speculum Fontis
Nihan Somay

Oradan bakıldığında, bulunduğumuz yer aşağı yukarı böyle görünecektir; köpüklü ve puslu bir kütlenin içinden bakan kımıltısız bir ada. İçkinliğini denizle aşan karacık. Burada varlığımız daha çok suyun belirlediği ilkelerle şekillenmiştir. Kaynağın Aynası, yani Speculum Fontis, dillerin ve eşkalin daha akışkan bir hâl aldığı sudan bir çerçeve sunar bize. İçinde yüzeriz, dibe dalarız, bazen kıyısında dururuz, bazen de iyice açılırız. Çok açıldığımızda sizinle karşılaştığımız da olur; şimdiden merhaba.

Ada Manzarası, kara, devingen su kütleleri, köpük ve buhar, 2025

Öngörülemezlik uykularımızı kaçırmasa da, bir süredir, önlen(e)meyen felaketlerin, tahribatın ve belki bir tükenişin eşiğinde olduğumuzu ya da o eşiği artık aştığımızı düşünüyoruz. Bu yüzden elimizdeki birkaç önemli bilgiyi kayıtlara geçmesi için sizinle paylaşmak istiyoruz. Üstünde dolaştığımız kara parçası bir gün sarsıcı bir gümbürtünün ardından batıverir veya sular yükselip adamızın hikâyesini yutarsa hayatta kalmasını umduğumuz şeyleri üç madde hâlinde sunmak isteriz:

I. Safran Mürekkebi Çeviri Kılavuzu

Kısa açıklama: Su ile harekete geçirilen bir çeviri yöntemi, adım adım sunulan bir konuşma reçetesi.

İletişim çıkmaza girdiğinde crocus sativus, yani safran, terapötik özellikleriyle arabuluculuk rolünü üstlenebilir. Bitkinin kırmızı tepecikleri suyla etkileşime geçtiğinde benzersiz bir kanal açarak farklı âlemler ve duygun varlıklar arasında anlam aktarımını kolaylaştırır. Böylece aynı dili konuş(a)mayan iki taraf arasında bir çeviri faaliyeti gerçekleşir. Adadakilerin denenmiş yöntemi şöyle tarif edilir:

i. Gün doğmadan uyanın. Pencereyi açın ve esintiyi hissedin. Bir tas su kaynatın, kaynayan suyu bir cam kavanoza döküp biraz soğumasını bekleyin. Ardından suyun içine bir tutam safran ekleyin. Kavanozun ağzını bir bezle örtün. Karşısına geçin. Safranın mürekkebini suya bırakışını izleyin.

ii. Ötekiyle aranızdaki bir dil bariyeri, duygusal açmaz veya iletişimsizlik sizi bu yöntemi denemeye yönlendirmiş olabilir. Bu durumda, safran mürekkebiyle çalışmak isteyen kişiye öncelikle gerçek bir sessizlik gerekir. Bu anı yakaladığınızda gözlerinizi kapatın ve zihninizde bir mektup yazın. Ardından ince bir dalı kavanozdaki safran mürekkebine batırın ve zihninizdeki mektubu kâğıda geçirin. İşiniz bittiğinde mürekkebin kurumasını bekleyin.

Başka bir kavanozu oda sıcaklığında suyla doldurun. Safran mürekkebiyle yazdığınız mektubu bu kavanozun içine koyup kapağını kapatın. Kelimeleriniz yavaş yavaş çözülüp suya karışacak.

Şu andan itibaren çeviri süreci başladı. Kavanozu alıcıya teslim edin.

iii. Safran mürekkebiyle size yazılmış bir mektup taşıyan bir çeviri kavanozu aldığınızda yalnız kalabileceğiniz bir yere gidin. Duyuları yatıştırmak için parlak ışık ve gürültüden uzak durun. Bir süre sessizce oturun. Gün batımı yaklaşırken kavanozu açın ve içindeki mektubu çıkarın. Üzerindeki mürekkep o zamana kadar tamamen suya geçtiği için kâğıdın boş olduğunu göreceksiniz. Kavanozda kalan suyu (metni) yavaşça için. Bitene kadar acele etmeden yudum yudum içmeye devam edin. Arada birkaç derin nefes almayı unutmayın. Çeviri zihninizde değil bedeninizde tamamlanacağı için anlam, dil dışında bir karşılık bulabilir. Buna açık olmak gerekir.

Biz mektubun içeriğinin kalbinizde mühürlü kalmasını öneririz.

Eğer yanıt vermek isterseniz gönderen kişiyi arayabilir, onunla bir parkta buluşabilir ya da başa dönüp bu işlemi tekrarlayabilirsiniz.

II. Kozalak Sayacı

Kısa açıklama: Su ile canlandırılan kozalağın kapanıp açılma hareketi sınırlı bir süre açık kalan bir portal oluşturur.

Kozalaklardan nasıl destek aldığımızı paylaşmadan önce, bunun hassasiyet gerektiren bir konu olduğunu bir kez daha vurgulamak isteriz. Öncelikle, aşırı budama ile fıstık çamlarının döngüsünü kalıcı olarak kesintiye uğratıp kozalakların sonunu getirmeyeceğinize, bir başkası buna teşebbüs ederse karşısında duracağınıza dair söz vermenizi rica ediyoruz. Bu işlemde kullanılacak her kozalak kendiliğinden yere düşmüş ve tamamen kurumuş olmalı. Zamansız müdahalelerle yıkımı tetiklememeliyiz.

Buraya kadar sorun yoksa devam edebiliriz.

Kozalak sayacı, iyileştirici bir yavaşlık ihtiyacında başvurulan bir araçtır. Dünyanın metabolizmasında yeni bir çatlak belirdiğinde veya yoğun bir trafiğin içinde nefessiz kaldığımızda bir portal açarak bize biraz zaman tanır. Bu zamanın nasıl kullanılacağı kişinin kendi tasarrufundadır, ancak şu ilkeyi göz önünde bulundurabilirsiniz: Bu, suyun etkinleştirdiği bir açılma-kapanma döngüsüdür.

Sayacı nasıl kullanıyoruz?

Toprağa düşmüş kuru bir kozalakla başlıyoruz. Kozalakta bir hareket meydana getirmemiz gerekiyor, bu şekilde minik bir portal açıyoruz. Sarmal yapı, selüloz, reçine kanalları ve lignin, su ile buluştuğunda ıslanan kozalak kıpırdamaya başlıyor ve yavaş yavaş kapanıyor. Bu aşama bizim için çok değerli, portalın en güçlü olduğu an. Dişlerini kapamış kozalağı elinize alıp portaldan içeri girebilirsiniz. Bu aşamada kimisi onu avucunda tutarak uykuya dalar, kimisi gözünü kırpmadan durur. Kozalak kuruyunca yeniden açılmaya başlar ve kıpırdayan dişleri sizi avucunuzu açmaya zorlar. Artık bırakma zamanı. Kozalak ilk hâline geri dönmüş, portal kapanmıştır.

Adada, başlangıcını kestirmenin mümkün olmadığı bu uygulamaya ayrılmış bir kozalak dairesi bile mevcut. Bazı mesafeleri kapatmaya, bazı boşlukları onarmaya yardımcı olması için kozalak sayacını etkinleştirmek isteyenler gelip buradan kozalak ödünç alır. Kimi de kozalağını kendi seçmek ister. Bazen ormanda günlerce yere bakarak kozalak arayan ada sakinlerini görebilirsiniz. Siz de bir gün yağmurda ıslanıp kapanmış bir kozalağa rastlarsanız bunu bir anahtar, bir davet olarak kabul etmeye açık olacağınızı umarız.

III. Yeti Yengecinin Kitabı

Kısa açıklama: Yanmış ağaç külleri savrulup deniz tabanını kapladığında yeti yengeci ortaya çıkar. Ona bir kitap sunarız; uzun kıskaçlarıyla suyun altında külden bir metin oluşturur.

Ada çevresindeki kano gezintilerimiz belki uzaktan gözünüze çarpmıştır. Uzun zamandır denizle ilgili farkındalığımızı bu yolla besleriz. İki kişi bir kanoya biner; öndeki, kanonun ucuna yerleşir. Bu kişi kürek çekmez, şnorkelini takıp öne doğru iyice eğilir ve başını kulaklarına kadar suya daldırır. Bu sırada arkadaki kişi kürek çekerek öndekinin sualtı seyrine yön verir. İlk turun ardından yer değiştirirler; biri kürekleri, diğeri uçtaki dalış noktasını devralır. Bu şekilde gözlem yaparız.

Son yıllarda, gezintilerimiz sırasında, bizi endişelendiren bir manzarayla karşılaşmaya başladık. Yaz boyu süren orman yangınlarının tutuşturduğu ağaçların külleri, etezyen ve poyrazla kıyılarımıza taşınır oldu. Deniz tabanının aylarca simsiyah olduğunu gördük. Yeti yengecinin küllerin altından uzattığı kıskacıyla karşılaşana kadar ne yapacağımızı bilemedik.

Bu upuzun, tüylü maşa kollarla daha önce hiç karşılaşmamıştık. Adının yeti yengeci olduğunu öğrendiğimiz bu tür, meğer çok uzakta, okyanusun derinliklerinde, volkanik püskürtülerin ısıttığı sularda yaşıyormuş. Küllü deniz tabanı onun doğal ortamıymış. Zincir gibi bağlanan akıntılarla buraya sürüklendiğinde, sularımızın değişen sıcaklığı ve bileşimi kendini evinde hissetmesini sağlamış. Yani biz bu sonuca vardık ve ondan bir şeyler öğrenebileceğimize karar verdik. Bunun için yengece bir kitap sunacaktık.

Cilt atölyemizde boş kâğıtlardan bir kitap bağladık ve yengeci gördüğümüz kıyıya gittik. Sesine ihtiyaç duyduğumuzu söyleyip kitabı açık şekilde suyun altına bıraktık.

Ertesi sabah aramızdan iki kişi yengeçle buluştuğumuz noktaya geri döndü. Kitap, bıraktığımız yerde, denizin dibinde duruyordu. Üzerinde külle yapılmış şekiller vardı. Arkadaşlarımız, bu şekillerin dağılmamasına dikkat ederek kitabı kütüphaneye getirdi. Daha önce paylaşılan çeviri yöntemiyle anlamı çözmeyi denedik ve sanırım başarılı olduk. O gün bunu kendimize saklamak için söz vermiştik, ama yeti yengeci geldiğimiz noktada sözünün paylaşılabileceğini söyledi:

Hedef! Gök-su...
Eksiklenenler denizde bütünleniyor
[...]
Hedef,
Yaşamı ölümden ayırmadan sürdürmede
[...]
Birliği gökyüzü haritasına işlemek,
Hedef! Suda bu işlemenin yansımasında...

Not: Metnin içinde italik olarak yazılan alıntılar Nilgün Marmara’ya aittir. Sırasıyla, şairin Daktiloya Çekilmiş Şiirler (1977-1987) (Everest Yayınları, 2023) adlı kitabındaki “Olmayan Günlerdi...” (s. 14) ve “Hedef” (s. 35) şiirlerinden alıntı yapılmıştır.