TR
EN
Sümüklü Deniz Seferleri ya da İstanbul’un Tuzlu Sularındaki Yeni Şaşaa
Giriş
Forum Vakaları
Sümüklü Deniz Seferleri
Yürütücü: Aslıhan Demirtaş
Sulak Alanlar
Su Gibi
Sümüklü Deniz Seferleri
İstanbul Kıyı Çizgisi Atlası
Spekülatif Kurgular

Vaka 3: YOKTUR.
27 Haziran 2025
Salt Beyoğlu

Anotasyonlar: Emre Sünter, Aslıhan Demirtaş

Semantik ile şamandıra aynı kökten geliyor: “işaret, simge, gösterge” anlamına gelen sḗma(t) kökünden. Dil ile deniz arasında, yani soyut ifade mecramızla somut yaşam kaynağımız arasında gidip gelen ya da “gelgitlenen” bir yerde seyretti YOKTUR. Bambaşka zamanlarda ve tertemiz denizlerde doğmuş bir metinden hareketle yazıldıysa da bu “ontolojik tekerleme”, İstanbul sularında buluşturdu, akıl yürüttürdü ve beraberinde sürükledi. “Varlık ve yokluk arasındaki sınırların dolanıklaştığı dalgalı sularda seyir hâlindeyiz” diyor Fulya. İstanbul’un dalgalı ve tuzlu sularında hayat da, varlık ve yokluk arasındaki sınırlarda dolanıyor ve biz seyrediyoruz. “Mitolojik bir figür, bir dişil-ölümsüz bu semantik yolculukta tekrarlanan sözcükler, bir yandan yüzer-batmaz yapılarıyla akıl yürütme süreçleri için bir şamandıra olurken, bir yandan da ayartıcı akıntılarıyla aklı akıl yürütme çapasını kaybetmeye ve derinlere sürüklenmeye çağırıyor” diye devam ediyor. Karanlık şaşaaya hoş geldiniz.

***

YOKTUR.

sürdürdüğün ki sürdüğün ve süreceğin bu yaşamı
bir kez daha ve çok kez daha yaşamak zorunda olacaksın
ve içinde başka hiç bir şey olmayacak;
ama tüm birleşmeler ve ayrışmalar,
tüm aydınlıklar ve karanlıklar,
tüm oluşlar ve ölüşler,
tüm yollar ve iç çekmeler,
tam olarak ve bir biçimde,
teker teker ve tekrar tekrar sana geri dönecek;
ki bu sözler,
ki bu ay ışığı,
ki tasavvur edemediğin her şey,
ki ben kendim de.

bak işte,
şeylerin tasviri birden gelgitleniyor zihninde,

hep birden.
susuyorsun!
sen, bir su zerresi
ve bir an,
hakikat...

(kahkaha)

ölümsüz sürücülerin sürüdüğüyle sürüklenerek sürgülerime varan,
hoşgeldin!

hayır, hayır, hayır, hayır; körtalih değil;
hakikat hasreti seni ölümlülerce yoklanan yoldan, yollardan uzak bu yola süren.
ama herşeyi seyretmek zorunda olacaksın şimdi:

hem çok yönlü yuvarını hakikatin tözünün,
hem içinde hakkaniyet yuvalanmayan sanrılarını özünün;
ve şunu da seyretmek zorunda olacaksın:
her şeyin, her şeyin, her şeyin tesirinde seyrederek
ve seyir ederek ve seyrini seyrederek
ikna olunabilir tasvire kani tasavvura ancak.
tasvire kani tasavvur,
tasvire kani tasavvur.

sözlerimi can kulağıyla dinle ve aklet!
birdir ve birebir akletmekle var etmek.
ve sürükle onlardan sözlerimi öteye onlara...
sana tek yolun yollarını anlatacağım.

ilkine bu yolun yollarının var denir.
var ki yoktur var olmaması.

bir ikna yoludur var, yoldaşı hakikatin.

ki ancak akledilen var tasvir edilir.

ötekine bu yolun yollarının yok denir.
yok ki vardır var olmaması.
tasviri yoktur yokun,
ki kimse akledemez, var edemez yok olanı.

bak işte şeyler yok da olsalar
zihninde nasıl da kararında ve kararlılar.
istesen de ayrılmaz var oluştan, olmuştan.
var oluş ‘tan’, varolmuş ‘tan’...
ne birleşmekten var ne ayrışmaktan
ki hem birleşmekten var hem ayrışmaktan
ki var hep birden, birden var olmaktan.

aklet bunu ve sakın sakın sakın
bir şey bilmeyen iki yüzlü ölümlülerden.
sakın yoklanan, yok sanılan yoldan.
yüreklerindeki çaresizlik kafalarının dikine sürüklüyor onları.
dolanan zihinleriyle oradan oraya sürülüyor, sürüleniyorlar;
sersemlemiş halde, hem sağır hem kör,

yok var var yok olur sanıyorlar.
ayırt edilmez, ayırdına varmaz kalabalıklar...
yolların gidiş dönüş olduğuna ikna oluyorlar.

sen sakın zihninden yok olanı
ve o çok çok çok deneyimli alışkanlıklarının
dolanan gözünü yankılayan kulağını ve dilini
gidiş dönüş yollara yönlendirmen için seni zorlamasına
hiç hiç hiç izin verme.

ağır bassın bundan sonra sözlerimdeki hakikat
tartılmaz olan yollar tartında tartışmaya açıldığında.

var olan tek yol var: var.
bu yolda bir yığın işaret var:
var vardır, ‘ve’ yoktur.
tamdır, tümdür, tektir; tam, tüm, tek.
ne -yor’dur ne -miş’tir ne -ecek’tir,
an hep birden ve hiç birdir.
ne tür bir kaynak bulabilirsin ki,
hangi kaynaktan püskürmüş olabilir?
nasıl? Neden?

yoktan var olduğunu varın
akletmeye varma sakın sakın sakın.
var olur mu hiç öncesiz var sonradan,

var olur mu hiç hiç yoktan, hiç yoktan, yoktan var?

var hep birden ve hiç birdir.

ikna eder hakikat hasreti,
imkan vermez vardan öte bir şeyin hiç yoktan var olmasına,
hiç yok var mıdır yoksa yok mudur?

bunun kararı vardır, karar: var.

ki öteki yol hakikate varmaz.
kantarın topuzu sımsıkı durur durur kaçmaz.
oluşmakta ve ölüşmekte değildir bir şey.
yoktur var oluşmuş, var olacak bir var olan;
var olan bir birdir, hep birden ve hep bire bir.
ne bir fazla ne bir az ne de bir birinden birlikten ayrı.
eksilmez ve bölünmez ve devinmez bir.

sürgüleri sürülü durur sürekli, sürekli durur
sürekli birliği oluş ve ölüşten uzak,
sürgüne sürülen sürülerden çok çok uzak.

yoktur ayrı bir biri birden,
yoktur yok ayıran biri birden.
her şey özekte tam küre bir tümsek;
‘tüm’sek her yöne tek uzaktadır özek.
tek, tüm, tam; tam, tüm, tek.

(kahkaha)

ölümsüz sürücülerin sürüdüğüyle sürüklenerek sürgülerime varan,
hoşgeldin!

hayır, hayır, hayır körtalih değil,
hakikat hasreti seni ölümlülerce yoklanan yoldan, yollardan uzak bu yola süren.
ama anlatmak mümkün sanacaksın şimdi.

hem çok yönlü yuvarını hakikatin tözünün
hem içinde hakkaniyet yuvalanmayan sanrılarını özünün.
ve anlamak ki mümkün sanacaksın.

ölümlüler ki iki yol tasvir ederler.
iki yolu hep ters yönde sürerler.
ki hakikatten hep iki kere sürülürler...
yol bir, göğün ateşi tasvir edilir:
nazik, hafif, her yönde hep bire bir
ki bir tek tersiyle değildir bir.
yol iki, ki birin tam tersidir:
karanlığı gecenin hep ağır ve zifir.

her şey her şey her şey her şey her şey
aydınlık ve karanlık tasvir edildiğine göre;
şu şeyler ve bu şeyler de iki yola kani tasavvur edildiğine göre;
her şey aydınlıkla ve karanlıkla doludur.

aydınlık, karanlık, aydınlık, karanlık, aydınlık, karanlık...

birdir iki bir, bir biriyle bir
ki hiç yoktur hiç yok.
sen, meçhul sularda yüzen, bu yüzden
gök yüzünün tözünü bilmelisin ve
ve bilmelisin gök yüzündeki tüm işaretleri
ve göz kamaştıran parlak güneş meşalesini
ve ayın dolanan yuvarının bitimsiz edimlerini
ve nasıl neden olduğunu oluştuğunu tüm bunların.

akıl ele geçirdi ve zincirledi onları,
sınırları çekip çevirmek için, içkin sınırları.
ayrıştı bir birden; oluştu yeryüzü,
güneş ve ay ve gökyüzü ve samanyolu ve yollar bir bir
ve arafın en ücra köşeleri ve
ve yanıcı ve yakıcı görkemi yıldızların.

tüm bu küreler katıksız ateşle doldu
ve sonsuz geceler sarmaladı onları
ve püskürmelerin ortasında ölümlülerin payına kıvılcımlar düştü.
hep içinden, hiç içinde
yok yok yok sandı ölümlüler,
insanca pek insanca.

ve ayrıştı bir biriyle bir birden;
ve birleşti iki bir, bir biriyle.
birleşti, ayrıştı, birleşti, ayrıştı, birleşti, ayrıştı...

bu sancılı ve sanrılı çiftleşmeler içinde
vardan var edildi ölümlülerce yok.

akledildi bir an ölüm, sonsuz meçhul...
sürüldü sürgünde sürgüler, eril ve dişil. var oluştu yokların ilki: aşk.

gözünü güneşe dikerek devr-i alem eden
gece aydın ayın el alem ışığı...

mutlak bir muallak yok olmak yangısı...
için için yok olmak için

ki kökü sudadır yeryüzünün, kökü sudadır.

bak işte,
şeylerin tasviri birden gelgitleniyor zihninde,
hep birden.

susuyorsun...
bir su zerresi,
sen
ve hakikat,
bir an
ki

Fulya Peker, 2023
Parmenides’in Doğa Üzerine adlı eserinden esinlenilmiştir.
©Tüm hakları saklıdır.