Vaka 2: İstanbul’un Su Mirası
14 Mart 2025
Salt Beyoğlu
Anotasyonlar: Pina (Yusuf Huysal), Aslıhan Demirtaş
Palamut’u öldürdüler. O yetmedi, Pina’ya da saldırdılar. Hâlbuki onlar, İstanbul’un tatlı su döngüsünde kurulmuş olan bir oyunun, müsilajla kalınlaşmış tuzlu sularına destek için yeni eklenmiş karakterler idi. Ayrıca “Sümüklü Deniz Çemberi”ndeki dostumuzdan esinle, deniz biyoloğu bir karakter de eklemişti Onur. Özetle, “iyi” güçlere sahip karakterler, “kötü” güçlerle ittifak kurdular, çünkü neden olmasın? Oyun denilen sosyalleşme mecrasını fazla ciddiye alıyor olabilirim, ama bir o kadar da şaşkınım. Şaşkın olmanın ötesinde, bir araya gelip kolektif üretim yapmanın romantizmini bozduğu ve her örgütlenmenin dışlayıcılığı ve ezici güç üretmeyi de içerdiğini hatırlattığı için bu oyuna müteşekkirim.
Oyunun geliştiricisi, “Zindan Ustamız” Onur Atay der ki: “İstanbul’un Su Mirası, rekabeti ve bireysel hedefleri öne çıkaran, zar ve hâliyle şans unsuruna da bağlı olan bir oyun mekaniğini, İstanbul ve Marmara bağlamında, farklı tarihsel fragmanlardan karakterlerle yeniden kurma fikrinden doğdu. Böylelikle salt çatışmanın değil, iş birliğinin ve su mirasına dair olası tahayyüllerin de yer bulabildiği bir alan açıldı. Bu çerçeve oyuncuların inisiyatifine bırakıldığında, karakterler arasında iş birlikleri kadar saldırıların da ortaya çıkabileceği görüldü. Oyun mekaniği öğretici olduğu kadar kışkırtıcı da olabiliyordu; belki de tam bu yüzden, oyuncuyla oyunun aktarmaya çalıştığı bilgi arasındaki ilişki daha doğrudan kurulabildi. Her ne kadar ideal öğrenme alanlarının kolektiflik içinde kurulduğunu kabul etsek de, topluluk içindeki çatışmalı ya da ihtilaflı durumların da öğrenim ve aktarım süreçlerine katkı sunabildiğinin altını çizmek gerek.”
Onur ile oyun sonrası yazışmamızdan güzel bir sonuç da çıktı: Palamut’umuz ile Pina’mızın gücünü ve imkânlarını değiştirmek gerek, hem oyunda hem İstanbul’da.