TR
EN
İstanbul Kıyı Çizgisi Atlası Vol. X: Derin Dinleme/Haritalama
Giriş
Atlas
Yürütücü: Gökçen Erkılıç
Sulak Alanlar
Su Gibi
Sümüklü Deniz Seferleri
İstanbul Kıyı Çizgisi Atlası
Spekülatif Kurgular

Bu su binlerce yıldır
Bu şehrin ve insanlarının kaderini çizmiş
Bu suyun altında boğulmuş çocuklar, çuvallara tıkılıp atılmış şairler var
Bu suyun altında batık faytonlar, yosun tutmuş toplar var
Bu suyun altında bizimkinin aynadaki görüntüsü gibi
Ona eş ama ters bir dünya var
Zamanın tersine aktığı
Çınarların yapraklarının
Denizin tabanını yaladığı bir dünya
[...]
Harika bir dünya
Oraya hiçbir geçit yok mu?

— Merlyn Solakhan’ın Tekerleme (1985) filminden
Ece Ayhan’ın “Zambaklı Padişah” (1981) şiirinden esinle


Atlasları getirin! Tarih atlaslarını!
En geniş zamanlı bir şiir yazacağız.

— Ece Ayhan’ın “Yort Savul!” (1977) şiirinden

Bir Kıyı Çizgisi Atlası Yapmak: Neden?

Su, kendisini çevreleyen her şeyin biçimini alma konusunda olağanüstü bir kapasiteye sahiptir. Sınırlar oluşturur; bu sınırların içinden sızar. Bir güç biçimidir. Hayat verip iyileştirdiği gibi saklar, boğar, saldırır, yok eder.

Bir kıyı boyunca suyun nerede başlayıp karanın nerede bittiğini tanımlamaya çalıştığınız anda, suya dair varoluşsal bir gerçeği ihmal etmiş olursunuz: Su, her yerdedir. Atmosferde, damarlarımızda, gözyaşımız ve terimizde; musluklarımıza su taşıyan borularda, bulutlarda, çiy tanelerinde. Dilip da Cunha bunu atmosferde, toprağın altında, nehirlerde ve taşkın ovalarında var olan bir “ıslaklık” (wetness) olarak tanımlar.1 Astrida Neimanis ise bu sürekli varoluşu—rahimdeki plasenta, damarlardaki kan, dereler, nehirler ya da denizleri dolduran suların sınırsız ve akışkan doğasını—“su müşterekleri” (hydro-commons) kavramıyla açıklar.2 Ben de kıyıları, ardımızda bıraktığımız izler olarak ele alıyorum; kara ile suyu, kuru ile ıslak olanı ve aradaki her şeyi şekillendiren izler. Bir anlamda, kara ile denizin buluşmasıdır bu; Hızır ve İlyas sularının karayla birleşip daha hızlı akmaya başladığı, baharın habercisi o an.3

Kıyılar, hareket hâlindeki su üzerinde icat edilmiş sınırlardır. Gerçekte yokturlar, ama ölçme, sahiplenme ve sömürme biçimlerimizi yapılandırırlar. 2020 yılında başlattığım Coastliner Lab, bu kurguyu bilgiyi geri kazanmanın bir aracına dönüştürür; kıyıları veri toplamanın ve veriyi eyleme dönüştürmenin bir yolu olarak ele alır. Amaç, kıyı şeridindeki kritik ve çatışmalı durumlarda—yani güç sistemlerinin yarattığı sınır koşullarında—su ile kurduğumuz ilişkiyi onarmaktır. Bu pratikte, söz konusu sınırları farklı açılardan düşünmemizi sağlayan dekolonyal, feminist ve spiritüel yaklaşımlara eğiliriz. Su ile kara arasındaki seçici sınırsızlığın ve incelikli bir karmaşanın öne çıkarılması, suyu denetim altındaki bir varlık olarak haritalandıran kartografya, yönetişim ve sömürgeleştirme pratiklerine karşı bir hamle olarak işlev görür.4

Deltaların fethedilecek bölgeler olarak haritalanması, denizlerin dolgu alanları için sonsuz kaynaklar olarak görülmesi, nehirlerin veri merkezleri için tatlı su kaynağı olarak kullanılması, boğazların devletler için deniz ticareti bölgeleri olarak tanımlanması, deniz tabanlarının çıkarım alanlarına dönüşmesi, su altyapılarının yerinden etme araçları hâline gelmesi, nehir geçişlerinin kültürel sınırlara dönüşmesi, kıyı bölgelerinin özel mülkiyete ayrılması… Kıyılar uzun zamandır, toprağın geometrisini kavramak ve kontrol altına almak için icat edilmiş, insan merkezli kurgularla haritalanıyor.

Coastliner Lab’de bu çatışmalı durumları sorgulayarak kolektif onarımın yaratıcı eylemlerine tercüme ediyor; bizim için hayati olan sularla başka türlü ilişkilenmeyi deniyoruz. Verilerimiz, bakım pratiklerimiz ve duyularımız aracılığıyla kıyıları yeniden çiziyoruz.

İstanbul: Kaybolan ve Yeniden Bulunan Kıyıların Arşivi

Binlerce yıllık mücadelelerin de güzelliklerin de izlerini taşıyan İstanbul, canlılığını, dehşetini ve büyüsünü büyük ölçüde etrafını saran sulardan alır. Kentin kıyıları, üç deniz ile sayısız su yoluna yayılan ve Tuna Nehri’nden Karadeniz’e, Akdeniz’den Nil ve Kızıldeniz’e uzanan liman coğrafyaları oluşturur. Besin kaynaklarının yanı sıra ekonomisi ve kentsel gelişiminin özü sularındadır: Sebze bahçelerini, sarnıçları, su kemerlerini, hamamları besleyen; kentin ve sakinlerinin kaderini ve yaşamını saklı tutan sular.

İstanbul, tarihsel olarak birçok yerden daha uzun süredir ve daha ayrıntılı biçimde haritalandırılmış bir bölgenin parçası.5 Bu nedenle “İstanbul Kıyı Çizgisi Atlası”nı kentin çoğunlukla boş olarak gösterilen, suya yakın alanlarına odaklı kolektif bir haritalama projesi olarak başlattım. Üç yılı aşkın süredir, pek çok kişinin de katkısıyla yürüttüğüm çalışmalar şu sorular etrafında gelişti: Su kenarındaki alanlar kentin sakinlerinin yaşamını nasıl şekillendiriyor? Kıyılara kim şekil verir ve bu kıyılarda kim yaşayabilir? Bu suları haritalandırmak için ne tür etkileşimli ve kartografik araçlar geliştirebiliriz? Bu kolektif çabaları birlikte nasıl kodlayabilir, izleyebilir ve sürdürebiliriz?

“İstanbul Kıyı Çizgisi Atlası” nasıl işliyor?
İllüstrasyon: Arel Siviş

Her İstanbullunun kenti çevreleyen sularla kurduğu ilişki farklıdır. Atlas’ta kıyılara haritacılar tarafından biçimlendirilmiş karakterler olarak yaklaşıyoruz. Atlas, her şeyden önce hem bu sulara erişim hakkını hem de suların kendi haklarını talep etmenin bir yolu.

Atlas’ın gündelik yaşamın mücadeleleriyle kesişen kişisel coğrafyaları nasıl izlediğine dair etkileyici örneklerden biri, Özlem Kahveci’nin oto-etnografik makalesinde karşımıza çıkar. Makale, basit ama politik bir soruyu merkeze alır: Kadınlar neden kentin kıyılarında yüzmek konusunda kendilerini eşit derecede özgür hissetmiyorlar? Buradan hareketle, hem kıyı şeridindeki yoğun inşaat baskısının hem de kadın bedenine ve kamusal alandaki görünürlüğüne dair toplumsal norm ve beklentilerin, İstanbul’un sularında kimin kabul gördüğünü nasıl sessizce belirlediğini irdeler. 2024’teki atölyelerimizin de katılımcılarından olan Özlem, makalesini kadınların kıyılardaki varlığını geri kazanmaya yönelik bir haritayla noktalar.6

Atlas bugüne kadar Marmara Denizi ve Karadeniz’den Trakya’nın iç bölgelerine uzanan bir düzine kritik kıyı çizgisini haritalandırdı. Bunların altısı, 2024 yılında Salt Araştırma Fonları’nın desteğiyle ve önceki araştırmalarım temelinde geliştirildi;7 farklı kıyı oluşumlarından doğan önemli hikâyeleri bir araya getirdi: 1. Ada — Yassıada’nın siyasi hapishaneden lüks bir otele dönüştürülme süreci; adanın yeniden yapılandırılıp isminin “Demokrasi ve Özgürlükler Adası” olarak değiştirilmesinden önce kıyısındaki mercanların taşınması. 2. Çamur (Haliç) — Haliç’in sularının altında biriken çamur sorunu, peşi sıra yapılan temizleme girişimleri ve çıkarılan malzemenin Eyüp’te, daha sonra bir tema parkına dönüştürülecek eski bir taş ocağına nakli. 3. Nehir — Alibeyköy–Kâğıthane havzasındaki yok olmuş pınarlar, bostanlar ve dere ağları; ölüm ve mezarlıkla ilişkilendirilen tuhaf isimli bazı akarsular. 4. Göl — Bir zamanlar, bugün yok olmaya yüz tutmuş tarım alanlarını besleyen Kulakçayırı Gölü’nün, yeni havalimanının altında kalması. 5. Dolgu Alanı — Kontrollü bir miting alanı olarak tasarlanan ve Bizans dönemine ait Theodosius Limanı’nın arkeolojik kalıntıları üzerine kurulan, Tarihî Yarımada’daki en büyük dolgu alanının inşası. 6. Rıhtımlar — İstanbul’un kentsel modernleşme sürecindeki Amerikan müdahalesinin simgelerinden olan, hayata geçirilmemiş “parmak iskele” imar planının Galataport’ta somutlaşması, liman modernizasyonu ve kruvaziyer terminali ile dönüşmesi. Bu hikâyeleri açığa çıkaran kıyı çizgileri, artık Atlas’ta birer karakter olarak yer alıyor.

İstanbul Kıyı Çizgisi Atlası, Kulakçayırı Gölü’ne ait kıyı çizgisi verilerinin işlenmesi
“İstanbul Kıyı Çizgisi Atlası’nı Birlikte Haritalamak” atölyesinde Kulakçayırı Gölü’nün sınırlarını çizen katılımcılar, Salt Galata, Temmuz 2024
Fotoğraf: Mustafa Hazneci
İstanbul Kıyı Çizgisi Atlası, Yassıada kıyı şeridinin izlenmesi
“İstanbul Kıyı Çizgisi Atlası’nı Birlikte Haritalamak” atölyesinde Yassıada kıyı şeridindeki değişiklikleri haritalandıran katılımcılar, Salt Galata, Temmuz 2024
Fotoğraf: Mustafa Hazneci

İstanbul’da kritik ya da kaybolmuş kıyıların az olmadığını zaten biliyorduk; yine de atölyelerimiz, bu yok oluşa dair ortak bir yas duygusu kadar nükteli ayrıntıları keşfetmenin sevincine de alan açtı. Kayıp kıyı çizgilerini arama süreci, bir dizi harita etrafında toplanmış haritacılar—ya da “kıyı çizgicileri”—arasında keyifli keşif anları yarattı. Arşiv belgeleri üzerinden titizlikle tekrar izini sürdüğümüz altı vakanın yanı sıra, Su Etrafında projesinin ilk yılında gerçekleştirdiğimiz atölyelerden doğan ve katılımcıların yaratıcı katkılarıyla şekillenen altı yeni vaka ortaya çıktı.

Kartografik Katmanlar: Derin Haritalama

Atlas, aynı anda hem dijital hem konumsal, hem somut hem soyut, hem hesaplanmış hem de hesaplamadan arındırılmış, ucu açık bir haritalama sistemiyle çalışır.

Kolektif kıyı çizgisi araştırmalarını haritalandıran çevrimiçi platformu oluşturmaya yönelik dijital çalışma, meşakkatli bir veri toplama ve sınıflandırma sürecini içerir. Bu, her haritanın önce elle çizilip ardından dikkatli bir sınıflandırma ve coğrafi referanslama ile coğrafi bilgi sistemlerine aktarıldığı titiz, yavaş ve ayrıntılı bir aşamadır. Oluşturduğumuz araştırma kütüphanesinde bugün, üzerinde çalıştığımız kıyı çizgilerine ait 135 kartografik parça mevcut. Bu süreçte, kentin kıyı şeridindeki dönüşümleri ortaya koyan haritaları belirleyip tasnifledim; Salt’ın arşiv koleksiyonları, Erkân-ı Harbiye haritaları, Harvard Üniversitesi Harita Koleksiyonu, Britanya Ordusu’na ait haritalar ve pek çok başka kaynaktan yararlandım.8

Ortak haritalama atölyelerinde ise kıyıları birlikte izleyerek, tariflendirerek ve yeniden hayal ederek şu sorular üzerine tartışırız: Bu çizgiler kimler tarafından çizildi ve neyi görünür kılıyor ya da siliyorlar? Bu çizgiler aracılığıyla kıyı dönüşümlerini nasıl okuyabiliriz? Sularla ne tür ilişkiler kuruyoruz? Haritaların görünmez bıraktığı şeyleri—örneğin sualtı akıntılarını, mevsimsel akışları, tortu hareketlerini veya yok olan sulak alanları—nasıl temsil edebiliriz?9 Ardından bulgularımızı haritalara veri noktaları olarak işleriz.

Her bir çizim süreci, yavaşlamaya, yüzeyin altında yatanın farkına varmaya ve haritaların, kentin coğrafyası ile kamusal arayüzlerindeki mülksüzleştirme, aidiyet ve hidrolojik ilişkileri nasıl şekillendirdiğini sorgulamaya yönelik bir davete dönüşür.

Suyun Sesi: Derin Dinleme

Bu proje yıllar içinde nice taşkınlar yaşadı. Bu taşkınlardan birinde, veri odaklı kolektif haritalama pratiği daha konumsal bir yaklaşımı gerektirdi; bizi gerçekten suların içine sokabilecek, hatta suyun sesine kulak vermemize ve belki de içinde yüzmemize imkân tanıyacak bir yaklaşım.

Merve (Yücel), Su Etrafında projesine katkıda bulunmam için bana ulaştığında, yanımda Pauline Oliveros’un Quantum Listening [Kuantum Dinleme] kitabı vardı ve suyun sesini derinlemesine dinlemenin harita yapma, veri toplama, suya dayalı ritüeller yaratma biçimlerimizi nasıl etkileyebileceğini düşünüyordum.

Oliveros’a göre derin dinleme, “ne yapıyor olursanız olun, duyulması mümkün olan her şeye, mümkün olan her şekilde kulak vermektir.”10 Böyle dikkatli ve kapsayıcı bir dinleme, gündelik hayatın, doğanın, hatta kişinin kendi düşüncelerinin seslerini de içerir. Bu yaklaşım, o zamana kadar su kütlelerini daha çok coğrafi izler üzerinden takip eden Atlas için eksik kalan halkayı oluşturuyordu. Merve’nin daveti, Atlas’ın nihayet “ıslanması” için gereken bağlantıyı kurdu. Derin dinlemeyi sürece dâhil etmeye karar verdik ve derin haritalama da beraberinde geldi: Suyun derinliklerine yapılan bir dalış. Böylece projenin bu edisyonunun adı belirlenmiş oldu: “İstanbul Kıyı Çizgisi Atlası Vol. X: Derin Dinleme/Haritalama.”

İstanbul Kıyı Çizgisi Atlası, sualtında veri arama

Suyun derinliklerini dinlemek bizi, sualtı seslerini bilimsel gözlemin temel yöntemlerinden biri olarak kullanan deniz bilimi ve oşinografi dünyasına bağladı. Marmara Denizi, Karadeniz ve Akdeniz’de sayısız araştırma seferi yürütmüş, deniz ekosistemleri üzerine çalışan ve hâlen İstanbul Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Prof. Dr. Nazlı Demirel ile iletişime geçtim. Hemen heyecanımıza ortak olan Demirel, bu alandaki geniş bilgi birikimini bizimle paylaştı. Bilim insanlarının Marmara Denizi’nde su kirliliğini, değişen ekosistemleri ve balık göçlerini gözlemlemek için on yıllar boyunca nasıl veri topladıklarını ele alan bir konuşma düzenledik. Demirel, sunumunda bir deniz biyoloğunun araştırma seferindeki bir gününü anlattı; günlerce, haftalarca toplanan bulguların çevresel değişimleri izlemek için nasıl sınıflandırılıp analiz edildiğini gösterdi. Ayrıca, üç yüzyılı aşkın bir zaman önce Boğaz’ın çift yönlü deniz akıntılarını keşfeden İtalyan okyanus bilimci ve kartograf Luigi Ferdinando Marsigli’nin çalışmalarını da tartıştık.11 Bu vesileyle keşfettiğim şeylerden biri, İstanbul çevresindeki suların altında neler olup bittiğini gösteren kamuya açık bir oşinografik harita bulunmadığıydı. Bu eksiklik, Atlas’la ilgili motivasyonumuzu daha da güçlendirdi. Atlas’ı suyla ilgili konumlu ve ayrıntılı verilerle nasıl zenginleştirebilirdik?

Nazlı Demirel ile yaptığımız söyleşiden bir bölüm okumak için tıklayın.

Urbonas Studio ise bilim insanları, sanatçılar ve yurttaşlar arasında beceri paylaşımına yönelik sistemler kurmak amacıyla 2017’den beri sürdürdükleri The Swamp School’un [Bataklık Okulu] hem hayranlık uyandıran hem de ayakları yere basan yöntemlerini aktardı. Sohbetimiz bilimsel gözlem, teknoloji ve sanatsal yaklaşımları bir araya getirmenin yeni yollarına kapı araladı: Yüksek teknolojili araçlar ve algılama cihazları, bataklıktan sızanların izini sürmenin yavaş, dokunsal ve çamurlu pratikleriyle nasıl birleştirilebilir?12 Suya, çamura ve bu ıslak ekolojilerde yaşayan canlılara kulak vermek, bilim ile sanat arasında ortak bir merak kaynağı hâline gelmiş durumda ve Atlas’ı nasıl tasavvur ettiğimizi şekillendirmeyi sürdürüyor.

Nomeda ve Gediminas Urbonas ile yaptığımız söyleşiden bir bölüm okumak için tıklayın.

Kolektif Çizimler

Mart 2025’te gerçekleştirilen üç haritalama atölyesi, bir önceki yıl düzenlenen ilk buluşmaya katılan yetenekli araştırmacılar tarafından yürütüldü: İstanbul’un sokak kültürünü ve canlı karakterlerini çalışmalarına taşıyan disiplinlerarası sanatçı Vardal Caniş, canıgönülden bir feminist olarak konumlu pratikler ve kuir teori üzerine çalışan mimar ve araştırmacı Feyza Çınar ile üretimlerinde suyun niteliklerini ve Atlas’ın da özdeşleştiği derin mavi tonlarını araştıran seramik sanatçısı Evin Kaçar. Her biri, kendine özgü yöntemlerini Atlas’ın araştırmalarına taşıyarak birlikte haritalama atölyelerinin yürütücülüğünü üstlendi.

“Derin Haritalama” atölye yürütücüleri Vardal Caniş ve Feyza Çınar, katılımcılarla birlikte, Salt Beyoğlu, Mart 2025
Fotoğraflar: Metean Bars

Feyza Çınar’ın atölyelere ilişkin yazısını okumak için tıklayın.

Mart 2025’te Salt Beyoğlu’nun giriş katının zemini ile duvarları parçalı haritalara dönüştü; katılımcılar derinlik ve karakter taşıyan projeler üzerine çizimler yaptı, iz sürdü, birlikte tartıştı. Bu karşılaşmalar ve keşifler, dikkate değer pek çok fikrin doğmasına vesile oldu.

“Derin Haritalama” atölyesi kapsamındaki söyleşiler için Gökçen Erkılıç ile Evin Kaçar çevrimiçi olarak bir araya gelirken, Salt Beyoğlu, Mart 2025
Fotoğraf: Metean Bars

Grup 1: Burcu Ustabaş, Ayşenaz Ayral, Zehra Ayben Tümer, Arda Aslan, Sevinç Sena Öztürk
Bu grup, Yenikapı sahil şeridinin arkeolojik tarihini haritalandırarak dolgu alanlarının kıyıyı nasıl yeniden şekillendirdiğini inceledi. Deniz arkeolojisi, arşiv haritaları, hava görüntüleri ve çeşitli medya kayıtları kumaş haritalar üzerine aktarıldı ve dolgu alanlarının siyasallaşması üzerine tartışıldı. Ayrıca, kolektif bir harita dikim pratiği geliştirme fikri de ortaya atıldı.

Fotoğraflar: Metean Bars

Grup 2: Arel Siviş, Muaz Özden, Destan Öztürk, Şebnem Kayhan
Bu grup, Sarayburnu ile Çemberlitaş Hamamı’na odaklandı. Katılımcılar Boğaz ve Sarayburnu açıklarındaki yunus hareketlerini araştırdı ve yunusların sualtı akustiği ile Çemberlitaş Hamamı’nda alınan ses kayıtlarının gelecekteki bir çalışmada nasıl bir araya gelebileceğini tartıştı.

Fotoğraf: Metean Bars

Grup 3: Melsa Beyaz, Elif Çelik, Ceysu Uçan
Bu grup, Büyükada’nın yüzülebilir ve erişime kapalı kıyılarını haritalandırdı; yüzme pratikleri, kadın bedeni, deniz çayırı ekolojileri, sualtı atıkları ve kıyı yapılaşmaları araştırıldı. Ortaya çıkan harita, yerel halkın ve turistlerin rağbet ettiği alanları birlikte göstererek adanın değişen kimliği ve demografisi etrafındaki gerilimleri görünür kıldı.

Fotoğraf: Metean Bars

Group 4: Melike Yürekli, İrem İnanlı, Özlem Kahveci, İdil Atasoy
Bu grup ise Karaköy–Kadıköy vapur hattını kültürel, ekolojik ve politik bir geçiş alanı olarak haritalandırdı. Balık ve insan göçleri, akıntı ve derinlik haritaları, liman tarihleri, kişisel anlatılarla bir araya getirilerek hem sualtındaki hem de yüzeydeki feminist direniş biçimleri açığa çıkarıldı. Boğaz üzerine yazılarıyla bilinen Gugas Vartabed İnciciyan’ın mitleri de haritalara dâhil edildi.

Fotoğraflar: Metean Bars

Denizde Sürüklenişler

Bardia Hafizi, suyun içindeki sese kulak vermeyi bilen biri olarak tayfaya katıldı. Amaç, sualtı seslerini kaydeden bir cihaz olan hidrofonu, kaydedilen sesleri derinleştiren bir kulaklık setiyle birlikte kullanmaktı.

Fotoğraf: Aycan Gelekçi

2025 yazında seyahat etme imkânım olmadığından hidrofonu ekibe ulaştırmak konusunda bir çözüm bulmamız gerekti: Hidrofon dünyanın bir ucundan, Boston’dan, arkadaşım Pınar aracılığıyla İstanbul’a taşındı. Ekip, sesleri kaydetmek için bir kayıt cihazı ve birkaç kulaklıkla sefere hazırdı. Merve (Yücel) ile Eylül (Şenses) sayesinde, Fenerbahçe Marina’dan Büyükada ve Neandros’a uzanan, “Konumlu Filo” ya da “Kıyıda Sürüklenenler” lakabını taktığım tekne turunu Haziran 2025’te düzenleme şansı bulduk. Yetenekli katılımcılarımızdan Aycan (Gelekçi), derin dinleme deneyimi üzerine bir yazı kaleme alarak katılımcı dinleme pratiğini farklı yönleriyle değerlendirdi.

“Derin Dinleme” atölyesini Kübra Aycan Gelekçi’nin perspektifinden okumak için tıklayın.

Belirli bir mekâna özgü sualtı seslerinin bedensel bir meditasyon için nasıl veri üretebileceği Atlas’ın gündeminde kalmaya devam ederken, tekne gezintisi hem bedensel ve konumlu hem de neredeyse ritüel benzeri bir atölye deneyimi sundu. Ekip, sualtında sesin nasıl yayıldığını—sesleri dinlerken haritalar üzerine karalama yaptığımız bir tür “kulaktan kulağa” oyunu gibi—kolektif olarak haritalandırdı.

Bardia Hafizi’nin atölyeye ilişkin yazısını okumak için tıklayın.

Sualtı seslerine dair uygulamalı araştırmamızı tamamlamak için tarihsel kaynaklara da başvurduk. Ahmet Rasim’in kıyı rehberleri bu açıdan gerçek bir hazine niteliğindedir; özellikle de kıyı manzaralarını denizden bakarak haritalaması bakımından. 1930’da yayımlanan Türkiye coğrafyayı sahilisi: Karadeniz sevahili, denizcilerin dünyasını canlandırarak kıyı şeridine dair gözlemleri aktarır ve Boğaz girişi de dâhil Karadeniz’in tüm seyir rotalarını gösteren panoramik haritalar çizer.13 Rasim’in çalışması, yalnızca ayrıntılı topografik kartografyasıyla değil, denizden bakıldığında görülen panoramik kıyı manzarasını canlı biçimde betimlemesiyle de dikkat çekicidir. Bu özellikleriyle, teknede yol alırken verileri düzenlemek için derin dinleme atölyelerine temel bir harita sunmuş oldu.

Ahmet Rasim’in Türkiye coğrafyayı sahilisi: Karadeniz sevahili (1930) kitabından bir illüstrasyon

Atölye sırasında yirmiden fazla ses kaydı toplandı. Atlas, bu kayıtları ses-tepkisel veri görselleştirmelerine dönüştürerek kıyı bölgelerinde sualtı seslerini kaydetmeyi ve bunları duyarlı görsel formlara çevirmeyi amaçlıyor. Karşılaştırmalı analizler aracılığıyla şu tür sorulara yanıt bulmayı umuyoruz: Akıntıburnu’ndaki ses, Adalar’daki sesten ne gibi farklılıklar gösterir? Kâğıthane Deresi’nin sesiyle Haliç Köprüsü’nün altındaki suların sesini nasıl kıyaslayabiliriz ve aradaki farklılıklar her bir su ortamı hakkında bize ne söyler? Atlas’ta haritalandırılmış diğer su kütlelerine yapılan yeni saha gezileri ve derin dinleme pratikleri bu araştırmayı genişletmeye devam ediyor. Kent gürültüsünün çok sesli korosu da beni şu soruyu sormaya yöneltiyor: Sessizlik ve gürültünün sonik eşikleri, sualtındaki sınır koşullarını nasıl yeniden çizer?

Vardal Caniş’in “Derin Haritalama” atölyeleri kapsamında ürettiği bir iş
Arel Siviş’in “Derin Haritalama” atölyeleri kapsamında ürettiği bir iş
Elif Çelik’in “Derin Haritalama” atölyeleri kapsamında ürettiği bir iş
Muaz Özden’in “Derin Haritalama” atölyeleri kapsamında ürettiği bir iş

Bu deneyim, gelecekteki kolektif haritalama atölyelerini nasıl tasarlayacağımıza dair ufkumuzu da genişletti. Salt birer gözlem egzersizi olmanın ötesinde, suyla birlikte var olmanın, duyumsamanın, uyumlanmanın; suyu veri okuryazarlığı olmayan katılımcılar ve tüm yurttaşlar için daha erişilebilir bir bilgi kümesi olarak konumlandırmanın yollarını açtı.

Bu sualtı sesi, Tavşan Adası (Neandros) yakınlarında kaydedildi. Adadaki mercanlar, 2018’de Yassıada’daki inşaat çalışmaları başlamadan önce Volkan Narcı ve ekibi tarafından taşındı.
İstanbul Kıyı Çizgisi Atlası, derin dinleme seyir rotası

En Nihayetinde, Kıyı Çizgisi Bir Veri Ağıdır

Bugünlerde “İstanbul Kıyı Çizgisi Atlası”, çok katmanlı içeriği, konumlu bilgisi ve sürekli gelişen enformasyon tasarımıyla bir çevrimiçi platform olarak titizlikle geliştirilmeye devam ediyor. Platform, hem araştırmamda odaklandığım kıyı çizgilerini hem de atölyelerde katılımcılarla birlikte izini sürdüklerimizi içeren etkileşimli bir harita işlevi görüyor. Aynı zamanda ekleyecek bir sözü olan herkese açık, yaşayan bir veritabanı niteliği taşıyor: Bu bir not veya çizgi de olabilir; bir hatıra, gözlem, sorun ya da kentin kıyılarında yaşayan insanlarla ilgili herhangi bir durum da. Atlas, kamusal erişimin çoğu zaman düzensiz, engellenmiş, kimi zaman tehlikeli, haritalanmamış ya da imkânsız olduğu kıyı bölgelerine odaklanan bir çevrimiçi harita olarak tasarlanıyor. Dağınık bilgi parçalarını ortak bir alanda derleyerek İstanbul ve sularına dair karmaşık, çok katmanlı hikâyeleri aktaran bir arşiv oluşturuyor.

Tüm bu çalışma bilginin, onu üreten topluluktan ya da sudan ayrı düşünülmediği, geniş bir veri birikimine sahip iddialı bir haritaya dönüşüyor; atölyeler, derin dinleme egzersizleri, sohbetler ve kıyılardaki karşılaşmalarla birlikte gelişiyor. Böylece kıyı çizgisi bir ilişkiler ağına dönüşüyor; sesler, GPS izleri, elle çizilmiş kıyılar, politik tarihler, kişisel tanıklıklar ve tarihsel parçalar, coğrafi koordinatlar ve kodlarla birlikte var oluyor.

Kasım 2025’te Information+ konferansı kapsamında gerçekleştirilen “Deep Sea Literacy: Cartographic Activations for Planetary Hydro-Commons” başlıklı Coastliner Lab sunumunu izlemek için tıklayın.

Platform, kullanıcıların İstanbul’un kıyılarında—ve ötesinde—çeşitli araçlar aracılığıyla gezinebileceği etkileşimli bir yapı sunar: Coğrafi konumlu metin veya notlar eklenerek yeni katkılar oluşturulabilir; çizim aracı kullanılarak çizgilerin ya da kıyı formlarının izi sürülebilir; farklı katmanlar (Kıyı Çizgisi Atlası görünümü, uydu görüntüsü, arşiv görüntüsü) arasında geçiş yapılabilir; tarihsel belgeler ayrıntılı biçimde incelenebilir; ses kaydı ve video gibi dosyalar yüklenebilir; kent topoğrafyası ve kenti şekillendiren su havzaları üç boyutlu olarak izlenebilir.

Kolektif Bir Kıyı Çizgisi Okuryazarlığına Doğru

Atlas’ın en güçlü iddiası, kıyı çizgilerinin kişisel deneyimlerle ilişkisinin yanı sıra sağlık, enerji, siyaset, toplum, iklim ve gezegen sistemlerinin karmaşıklığına da tanıklık ettiğini ortaya koymasıdır. Atlas’ın arşivlemeye çalıştığı çizgiler tam da bunlardır: Suyun, sınır koşullarının, kenarların, kanalların, kolektif hafızanın, paylaşılan yasların ve çoğu zaman kendi kendini sansürleyen, maddi olarak silinen veya yeniden şekillenen bir kentte neşe ve iyileşme anlarını bulma çabalarının haritasıdır. Atlas bu bağlantılara alan açar; kamu sağlığı, gezegensel müşterekler, kadın hakları, temel özgürlükler gibi meseleleri gündeme getirirken kıyı çizgisinin soyut bir sınır olmadığını hatırlatır. Aksine, kıyı çizgisi yaşanan ve sürekli müzakere edilen bir mekândır. Aynı zamanda, otoriterleşme, eşitsiz gelişim ve büyük ölçekli altyapıların yarattığı baskılar altında bile varlığını sürdürebilen bir politik etkileşim alanıdır.

Bu pratik nasıl daha kapsayıcı hâle gelebilir ve katılımcıların katkılarıyla şekillenen kitlesel bir profile ulaşabilir? Atlas’ı kent hakkı ile mekânsal ve çevresel adalete yönelik bir pratik olarak nasıl geliştirebiliriz? Gerçek dünyada karşılığı olan sonuçlar doğurabilir mi? Atlas henüz sadece yüzeyi kazıdı ve yakın gelecekte farklı seslerin, becerilerin, kıyı çizgilerinin bu çalışmaya katılmasını umuyoruz.

Atlas bir “AÇIK ÇAĞRI”dır. E-posta listemize katılın!

Projeye katkıda bulunan tüm katılımcılara ve yürütücülere en içten teşekkürlerimi sunarım. Bu çalışma, hem kentin hem dünyanın tüm baskılarına ve gündelik zorluklarına rağmen üretmeye devam eden harikulade insanların katkıları sayesinde mümkün oldu. Geçtiğimiz sekiz ayı aşkın sürede verilen kolektif emeği, birlikte yaşamayı öğrenebileceğimiz bir geleceğe adıyorum.

***

Su Etrafında Programı
Kolektif Haritalama Atölye Yürütücüleri: Vardal Caniş, Feyza Çınar, Evin Kaçar
Derin Dinleme Atölye Yürütücüsü: Bardia Hafizi
Davetli Konuşmacı, Sanat ve Teknoloji: Nomeda ve Gediminas Urbonas
Davetli Konuşmacı, Deniz Biyolojisi: Nazlı Demirel

İstanbul Kıyı Çizgisi Atlası Çevrimiçi Platformu
Platform Yazılım Geliştiricisi: Gibrann Morgado
Proje İllüstrasyonları: Arel Siviş
Grafik Tasarım Asistanı (2024): Arda Rutkay Var
Web Geliştiricisi (2024): Raph Laude

Atölye Katılımcıları (Temmuz 2024): Hatice Kübra Ayvalı, Zeynep Gül Bağan, Deniz Çevik, Gökçe Çakır, Feyza Çınar, Elmas Eliçe Çetinöz, Ezgi Cemre Er, Elmas Eliçe Çetinöz, Ekin Girgin, Gizem Dursun, Özlem Kahveci, Evin Kaçar, İlhan Zeynep Karakılıç, Şeyma Kocadağıstan, Deyvi Papo, Arda Rutkay Var, Vardal Caniş, Zeynep Gül Bağan, Sena Sevinç Öztürk, Yasemin Özarslan, Tuğçe Naz Demir, İlhan Zeynep Karakılıç, Ekin Girgin, Buse Yıldırım, Deniz Yeni, Ceylan Şentürk, İlayda Tunca

Atölye Katılımcıları (Mart 2025): İdil Atasoy, Ayşenaz Ayral, Zeynep Gül Bağan, Melsa Beyaz, Elif Çelik Tangör, Kübra Aycan Gelekçi, Buse Gumusturkmen, İrem İnanlı, Özlem Kahveci, Fırat Karaman, Şebnem Kayhan, Muaz Özden, İ. Destan Öztürk, Sena Sevinç Öztürk, Arel Siviş, Zehra Ayben Tümer, Ceysu Ucan, Burcu Ustabaş, Begüm Yamanlar, Yurdanur Melike Yürekli

Atölye Katılımcıları (Temmuz 2025): Melsa Beyaz, Elif Çelik Tangör, Feyza Çınar, Kübra Aycan Gelekçi, İlksen Mavituna, Muaz Özden, Sena Sevinç Öztürk, Arel Siviş, Zehra Ayben Tümer, Ceysu Ucan, Yağmur Yıldırım

1 Dilip Da Cunha, The Invention of Rivers: Alexander’s Eye and Ganga’s Descent, Philadelphia: University of Pennsylvania Press, 2019.
2 Astrida Neimanis, “Hydrofeminism: Or, On Becoming a Body of Water,” Undutiful Daughters: Mobilizing Future Concepts, Bodies and Subjectivities in Feminist Thought and Practice, ed. Henriette Gunkel, Chrysanthi Nigianni ve Fanny Söderbäck, New York: Palgrave Macmillan, 2012, ss. 85–100.
3 Hızır’ın ve Hıdırellez geleneğinin kökenlerine ilişkin pek çok farklı yorum bulunmaktadır. Antik Çağ’dan bu yana Mezopotamya, Anadolu, İran ve Akdeniz’in farklı bölgelerinde insanlar baharın ya da yazın gelişini çeşitli tanrılara adanmış ritüeller ve törenlerle kutlamıştır. Türkiye’de yaygın bir inanışa göre Hızır, yeryüzünde dolaşarak bolluk ve bereket getiren bir peygamberdir; İlyas ise suyla ve suyun hayat verici gücüyle ilişkilendirilir. Bu iki figürün biri karada, diğeri denizde, yıl boyunca ayrı ayrı yolculuk ettiği ve 6 Mayıs’ta buluştukları düşünülür. Bu buluşma, kara ile suyun kutsal birleşmesini simgeler.
4 Manifold’da “Bu Bir Çizgi Değildir” başlığı altında yayımlanan yazılarımda kıyı şeridiyle ilişkili meseleleri farklı boyutlarıyla ele aldım. Bkz. “Duyguların Haritası”, 31 Ocak 2022; “Kadınların Haritaları”, 26 Kasım 2021; “Anafor”, 31 Temmuz 2021; “Harita Hatası”, 29 Mayıs 2021; “Atlantorpa ve Dünyanın İnşası”, 31 Mart 2021; “Kıyı Çizgilerinin Karanlık Gezegeni”, 30 Ocak 2021.
5 Anadolu, modern coğrafyanın doğduğu yerlerden biri olarak Batı ve Batı dışı haritacılık geleneklerinin kesiştiği bir bölgedir. Ancak bölgenin sakinleri tarafından hazırlanmış, herkesin erişimine açık, kapsamlı ve kapsayıcı bir haritası yoktur.
6 Özlem Kahveci, “Salacak Plajı’nda denize neden giremiyorum?”, P24 Bağımsız Gazetecilik Platformu, 10 Eylül 2024. Erişim tarihi: 25.02.2026, platform24.org.
7 Gökçen Erkılıç, “Coastline as a Counter Mapping Method”, Urban Design International, Counter-Mapping for Urban Design Collection, 2026; Gökçen Erkılıç, “Power, Othering, and Coastlines”, Materia Arquitectura, Sayı: 26, 2024; Gökçen Erkılıç, “Coastliner Lab: Mapping for Environmental Spatial Justice at the Water’s Edge”, Design Research Society Biennial Conference, Haziran 2024; Gökçen Erkılıç, “‘For Thousands of Years, Waters Delineated the Destiny of This City and Its People’: A Material Cartography of the Coastlines and the Shaping of Istanbul’s Port Geography”, YILLIK: Annual of Istanbul Studies, Sayı: 3, 2021, ss. 93–121. Erişim tarihi: 02.03.2026, dergipark.org.tr.
8 Araştırmamda tarihsel harita ve belgelerin bir arşivini nasıl oluşturduğumu, 2024 yılı Salt Araştırma Fonları kapsamında yaptığım “İstanbul Kıyı Çizgisi Atlası” sunumunda detaylıca aktardım. Erişim tarihi: 25.02.2026, www.youtube.com.
9 Ortak çalışmaya dayalı haritalama atölyeleriyle ilgili bkz. Gökçen Erkılıç, “Acts of co-mapping: interrogative mapping and coastline literacy in the Istanbul Coastline Atlas”, CoDesign, 2025, ss. 1–18. Erişim tarihi: 19.12.2025, doi.org.
10 Bu aynı zamanda bir “kuantum dinleme” biçimidir; Oliveros’un önerdiği gibi, yaratıcı kararlarımızı ve eylemlerimizi yönlendiren temel ilkelerin sevgi ve şefkat olduğu, kökten dönüşmüş bir toplumsal yapı için bir temel oluşturur. Pauline Oliveros, Quantum Listening, Londra: Silver Press, 2022, ss. 6–7.
11 Nazlı Demirel ile Gökçen Erkılıç’ın 5 Ağıstos 2025’te gerçekleştirdiği “Bu suyun altında…” başlıklı söyleşinin kaydına Salt’ın YouTube kanalından erişilebilir. Erişim tarihi: 26.04.2026, www.youtube.com.
12 Nomeda ve Gediminas Urbonas ile Gökçen Erkılıç’ın 13 Mart 202’te gerçekleştirdiği “Karada–Suda: Amfibik Pratikler” başlıklı söyleşinin kaydına Salt’ın YouTube kanalından erişilebilir. Erişim tarihi: 18.06.2026, www.youtube.com.
13 Ahmet Rasim, Türkiye coğrafyayı sahilisi: Karadeniz sevahili, İstanbul: Deniz Matbaası, 1930. İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Kütüphanesi’nden erişilebilir.